Üzerinde çok düşündük. “Acaba herkes gibi bizde ‘kırma atölyesi’ , ‘harman’ , ‘bahçe’ gibiunvanlardan birini mi kullanmalıyız?” sorusunu sürekli kendimize sorduk. Sektörde bu tarz isimler o kadar çoktu ki onlardan birisi olmak açıkçası çok kolay olurdu.
Yeni bir isim, marka olduğunda, hemen taklitlerinin peydahlanması kaçınılmaz oluyordu. Bunun örneklerini hemen her sektörde, hepimiz, düzinelerce görüyoruz elbette. Sıfırdan bir marka var etmek, esasında meşakkatli bir yoldu ve adını tarihe geçirmek, sadece bu zor yolu seçmektengeçiyordu.
Kaç tane isim ve ünvan yazdığımızı, kaç kağıdı buruşturup çöpe attığımızı hatırlamıyoruz bile. “Şöyle afilli bir isim olsun.” , “Yapacağın iş belli zaten, abartıp niye kafa karıştırıyorsun?” , “Sen bilirsin ama bence…” tarzında dostlarımızdan tamamen iyi niyetle aldığımız tavsiyelerin hepsini önemsemekle beraber biz, tavsiyelerden en iyisinin kendi bildiğimiz gibi yapmak, içimize sindiğini tasarlamak olduğuna karar verdik. Eee hayatta başarılarıyla adından bahsettiren büyük adamların yalnızca iddialı yaşayanlar olduğunun da farkındayız. İddialı olanların aslında kendi devrindeki çağdaşları tarafından çok fark edilmediklerinin de farkındayız. Nice mütevazı girişimlerin, sonuca bağlanamadan sadece bir girişim olarak kaldığına da şahidiz. Dolayısıyla bir konuda iddialı olmak, ispat etmeyi gerektirdiği için insanlar çok da iddialı olmaya bulaşmazlar, bunu da biliyoruz. Shakespeare, Hamlet’inin son dizesinde şöyle der: “Nice büyük, yiğitçe atılışlar, yollarını değiştirip işte bu yüzden, bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.”
YİĞİTÇE BİR GİRİŞİM
Esasında dışarıdan bakıldığında, yapmak üzere olduğumuz işin ne edebiyatla ne de Shakespeare’in dizeleriyle alakası yok gibi görünse de bakış açısı zenginliği böyle kazanılır işte ve bazen sıradan bir günde, alelade bir muhabbette söylenen tek bir söz gözümüzü açar, yaşantımızı sorgulamamıza yarar. Kararlarımıza etki etme gücünü maksadında barındırır. Biz de bu maksatla, yaptığımız işte en iyi olma fikrini bünyemizde barındırıyoruz. Hal böyleyken başlangıçta sadece mikro hacimli ve kapasitesi sınırlı olan bir işletme olarak kurduğumuz bu girişimi, sadece bölgemizin değil Dünyanın En Büyük Kapasiteli Gıda İşleme Fabrikası’na dönüştürme hedefini kendimize misyon biliyoruz!
DERDİMİZ NE?
Öncelikle kimseye şirin görünmek derdinde değiliz. Bizim derdimiz faydalı olmak! Yaşamımızı bu amaca göre tayin ettik, ediyoruz. Zira faydalı olduğumuza inandığımız müddetçe de yeni yiğit girişimlere atılmaktan da geri durmayı düşünmüyoruz. Bilindiği gibi Türkiye’de son yıllarda 700 bin tonun üzerinde fındık rekoltesine ulaşıldı. Bu üretimin 300 bin tonundan fazlası 127 ülkeye ihraç ediliyor. Dünya’da üretimin %70 ‘ini gerçekleştiren ülkemiz bir fındık cenneti konumunda bulunuyor. Fındığın ham maddesi bakımından lider konumda olan Anadolu toprakları fındığı işleyerek katma değerli bir ürün haline getirmede de hatırı sayılır bir öneme sahip.
Peki bu silsile de emeğin ve alın terinin merkezinde yer alan fındık üreticisi hakettiği karşılığı alabiliyor muydu? Bu sorunun cevabını hepimiz biliyoruz. Ticaretin işleyen doğal döngüsünün farkındayız elbette ve bu döngüde üreticiye sahip çıkılmadığında ve çiftçi yeterince desteklenmediğinde bu durumun üretilen ürüne de olumsuz etki edeceğinin de hepimiz bilincindeyiz. Dolayısıyla buradan aldığımız motivasyonla yola çıktığımızda, üretenin elinden tutacak ve onun da ulusal pazarda söz sahibi olmasına olanak sağlayacak olan bu prejeyi hayata geçirdik. Zira üretici her yıl fındığın taban fiyatının açıklanacağı o günü büyük beklentilerle bekledikten sonra genellikle umduğunu bulamamanın hezeyanı ve moral bozukluğuyla karşı karşıya kalıyordu. Bu da yetmezmiş gibi tüccar piyasasındaki haksızlıklar çiftçinin bütünden bütüne elini kolunu bağlıyordu. İşte bu noktada son yıllarda küçük ölçekli fındık işleme tesisleri ortaya çıkmaya başladı. Bu tesisler sayesinde üretici kendi fındığını işletebilir ve pazarını oluşturup fındığını son tüketiciye isterse kendi markasıyla hem de hak ettiği bedel karşılığında satabilirdi. Bu, artık üretenin de yüzünün güleceği yepyeni bir faaliyet alanının ortaya çıktığı anlamına geliyordu.
NE YAPIYORUZ?
Henüz yeterli sayıya ulaşmamış olsa da her geçen gün bu tür mikro işletmelerin sayısının artıyor olması, çiftçilerimizin de kendi faaliyet alanını çeşitlendirmesine olanak sağlıyor. Biz de şimdilik küçük hacimli bir fındık işleme tesisi olarak faaliyetlerimize başlamış bulunuyoruz. Siz kıymetli emekçilerin çocuğu gibi dikip, büyütüp, yetiştirdiği fındıkları özenle mikro fabrikamızda kırıyor, kavuruyor ve istediğiniz büyüklükteki paketlerde hava almayacak ve tazeliğini koruyacak şekilde ambalajlıyoruz. Üstelik dilerseniz, kendi fındığınızdan katkı maddesiz ya da yüzde yüz şeker pancarından elde edilmiş şekerle harmanlayarak fındık ezmesi yapıp damağınıza dokunduruyoruz. J
Yüzyıllardır taşla, elle, dişimizle kırdığımız, üstelik koskoca bir günü, yalnızca bir öğünlük fındık kırmaya ayırdığımız su götürmez bir gerçek. Yani biz aslında aynı zamanda üretenin, kendi fındığının faydalarından en başta kendisinin hem de en üst noktada faydalanabilmesine de olanak sağlayacak olmanın da gururunu yaşıyoruz. Çiftçi bir aileye sahip olan bizler zaman denilen durmak bilmezin, üreten bir çiftçi için ne denli önemli bir konu olduğunun farkındayız.
Yani artık evde çok zamanda az fındık kırıp kendi ürettiğinin nimetlerinden en az istifade eden üreticilerin kaderini değiştirmenin gerekliliğine inanıyoruz. Haydi gelin hem fındığınızı hem de bu konuda kalıplaşmış olan alışkanlıklarınızı birlikte kıralım.
NEDEN GEBİ VE NEDEN FABRİKA?
Gebi Samsun ilimizin Canik ilçesine bağlı yaklaşık otuz küsür mahalleyi içerisinde barındıran aynı zamanda da bizim de doğup büyüdüğümüz beldenin halk dilindeki adı. Araştırdık ve şu sonuca vardık ki bu bölge Gebi adını Osmanlı Dönemi’nde buraya yerleştirilen ÇepniTürkleri’nden almış. Zaman içerisinde de Çepni adı Gebi’ye evrilmiş. Bölgenin kültürünü yaşatma niyetimiz ve dar bir alandan yatay yayılma politikamızla ülkemizde sonra da dünyada markamızı duyurma misyonumuz, bizim bu ismin önemini anlamamıza yardımcı oldu. Biz de Gebi ismini markalaştırarak hem doğup büyüdüğümüz bu topraklara hem de bu isme sahip çıkma kararı aldık. Ayrıca “Gebi” Türkmence “Tümü” demektir. Tüm bölgenin fındığına katma değer kazandırmaya talibiz biz. Dolayısıyla bu isim tam da bizi anlatıyor. Ülke olarak fındık üretiminde nasıl tüm dünyada lider olduysak biz de fındık işleme ve fındığa katma değer kazandırmada, fındık üreticilerin tamamını temsil ederek dünyada markamızla lider olmayı hedefliyoruz.
Tamamen fabrika entegre işleyişinin sadece mikro versiyonu olan tesisisimiz, fazlasıyla “Fabrika” ünvanını almayı hakediyor bizce. Ve nihai hedefimiz de bir gün ileri teknolojiyle donatılmış çağının en modern fabrikasını kurmaktır. Yani markamızı şimdiden fabrika ünvanıyla kurduk ki hem bizim hem de bize bu heyecan verici yolcuğumuzda yoldaş olan sizlerin dili alışsın.
M. ENES ALTUNGEYİK
KURUCU ORTAK/MÜDÜR
